Sporun en güzel yanı rekabettir. Ancak rekabetin de bir sınırı vardır. O sınırın adı ise saygıdır.
Mehmet KALFA / Gündem İstanbul
Tekerlekli Sandalye Basketbol Süper Ligi final serisinin dördüncü maçında Fenerbahçe İstanbul Jet, Beşiktaş’ı deplasmanda 80-77 mağlup ederek şampiyonluğunu ilan etti. Haftalar süren mücadelenin ardından kupaya uzanan taraf belli oldu. Kazanan Fenerbahçe’ydi.
Fakat maçın bitiş düdüğünden sonra konuşulması gereken şampiyonluk değil, kupa töreninde yaşanan görüntüler oldu. Şampiyon takım kupasını kaldırmaya hazırlanırken salon ışıklarının kapatılması, gecenin sevincini gölgede bıraktı.
Bir spor müsabakası sona erdiğinde rekabet de sona ermelidir. Bundan sonrası, emeğe duyulan saygının gösterildiği bölümdür. Çünkü o kupa, yalnızca bir kulübün değil; aylarca çalışan sporcuların, teknik ekibin ve emek veren herkesin ortak başarısını temsil eder.
Üstelik söz konusu branş, yıllardır görünürlük mücadelesi veren tekerlekli sandalye basketbolu. Böyle bir finalin, sporcuların başarısı yerine kupa töreniyle anılması üzücü. Oysa gecenin konuşulan konusu, sahadaki mücadele ve şampiyonluk sevinci olmalıydı.

Maçı takip ederken gözüm bir an salonun duvarındaki Süleyman Seba portresine takıldı. Aynı anda iki takım oyuncularının centilmence tokalaşarak birbirlerini tebrik ettiğini gördüm. İşte tam da o an aklıma Süleyman Seba’nın Türk sporuna bıraktığı miras geldi. Süleyman Seba’nın fotoğrafının altında oynanan bir finalde, hafızalarda kalması gereken karanlık değil; Seba’nın mirasına yakışan centilmenlik olmalıydı. Çünkü fair play, sadece maç boyunca değil, son düdükten sonra da devam eder.
Elbette her olayın teknik ya da idari bir açıklaması olabilir. Ancak ortaya çıkan görüntü, kamuoyunda farklı yorumlara neden olmuş ve fair play tartışmalarını beraberinde getirmiştir. Spor yöneticilerinin bu tür organizasyonlarda oluşabilecek algıyı da hesaba katmaları gerekir.
Unutmamak gerekir ki bugün kazanan siz olabilirsiniz, yarın rakibiniz. Ama alkışlanması gereken her zaman emektir. Şampiyonluklar gelip geçer, centilmenlik ise kulüplerin hafızasında ve spor tarihinin sayfalarında kalıcı yer edinir.
Türk sporunun ihtiyacı, kazananın alkışlandığı, kaybedenin ise rakibini onurla kutladığı aydınlık fotoğraflardır. Çünkü gerçek şampiyonluk, yalnızca kupayı kaldırmak değil; o kupanın kaldırılışına gösterilen saygıyla da anlam kazanır.
